uluğbey

VELIBABA TÜRBESI Veli Baba Türbesi, 17. yüzyil Osmanli mimarisinin güzel örneklerinden biridir. 1610 yilinda yaptirilan türbe, yüzyillarin yipratmasi nedeniyle 1895 ve 1954 yillarinda orijinal sekli bozulmadan iki defa tamirat görmüstür. Türbenin bulundugu Ulugbey Kasabasi sakinleri bu ecdat yadigarini korumak için büyük çaba sarf etmektedir.

 

Veli Baba Sultan'ı Anma Törenleri
Veli B aba'nın doğumu, Ağustos'un ilk Cumartesi günü büyük bir sevgiyle kutlanıyor. Uluğbey'de bir sevgi pınarı Bağdat seferine çıkan 4. Murat'ın ordusu Veli Baba'nın köyünde konaklamak isteyince, Veli Baba askerler için bir güveç pilav, atlar için de bir torba samanla, bir tas arpa alıp gelmiş. Ordunun komutanları, bu ikram karşısında şaşırmışlar. Hatta Veli Baba'yı öldürmeye kalkmışlar. Ancak askerler pilavı yemeye başlayınca ne pilav bitmiş ne de arpayla saman. Saat gecenin beşi, daha doğrusu sabahın beşi. Sunucu, Ozan Mahzuni Şerif'i sahneye çağırıyor Pir Sultan Abdal geleneğinin, çağımızdaki halklarından biri diya... Pir Sultan Abdal'dan bir dörtlük okurken, Mahzuni elindeki sazla selam vererek sahneye çıkıyor. Saat sabahın beşi ve Uluğbey kasabasındaki açık hava sahnesini izleyen onbine yakın insanın Mahzuni'yi karşılamaları çığlık, coşku, sevgi ve heyecanı yeri göğü inletiyor. Mahzuni şaşkın, konuk izleyiciler şaşkın, halk kendinden geçmiş adeta toplumsal bir vecd hali, toplumsal bir kutsama, toplumsal bir tapınma hali... Her şey yerli yerinde, adeta büyülü bir dünya... Mahzuni; çiçek, alkış, ıslık gibi sevgi gösterileri ile Hacı Bektaş'tan, Şah Hatai'den, Pir Sultan'dan söylediği parçalarla prograın sonuna gelirken sabah ezanları çoktan susmuş, ortalık aydınlanmıştı. Mahzuni, 'Domdon Kurşunu'nu söylerken, kitle, ışıksız birbirini görebiliyordu. Sabah olmuştu. Evet olay 'Gül Şehri' Isparta'nın Senirkent ilçesindeki Uluğbey kasabasında geçiyordu. Yaşanan şey, Uluğbey kasabası ve yöre halkının geleneksel olarak kutlanan 'Veli Baba Sultan Anma Törenleri'nden bir kesit idi. Bu gece Veli Baba Sultan'ın sağlığında gösterdiği erdemli yaşamı, ermişliği üstüne halkın bitip tükenmeyen vefa borcu, sevgi ve saygısının küçük bir ifade biçimiydi. Gürül gürül akan bir sevgi pınarı... Aşık Mahzuni'den önce, sahnede Afyon-Emirdağ semah ekibi doğal giysileri içinde törenlere katılmış binler adına "Ali Şah, Ali Şah" diye diye dönerken, tüm kitlenin duygularına tercüman oluyordu. Tören alanındaki on bine varan kitlenin duygularına tercüman oluyordu. Tören alanındaki on bine varan kitlenin kalbi semah dönenlerle dönüyordu. Sevgileri, saygıları, coşkuları semah ekipleri ile semaya yükseliyordu. Turnalar gibi. Açık havadaki bu tören alanı, Cumartesi akşamı saat yedide geldiğimde, nasıl iğne atsan yere düşmez misali, tıklım tıklım coşkulu ve sevgili bir kalabalık idiyse, sabah saat beşi geçiyorken de kitlede en küçük bıkkınlık, yorgunluk, uyku hali gözlenmeden aynı coşku, aynı heyecan, aynı sevgi halini izlemek olası idi. Bu saygı, coşku ve sevgi selini kıyaslayacak bir olay düşünemiyorum. Ne ulusal starlarımızın, ne de uluslar arası, eğlence endüstrisinin starlarının etkinlikleriyle... Üstelik çok dar olanaklarla, çok kendiliğinden organizasyonla... Bir tiyatro: Kerbela Afyon Emirdağ, İstanbul Göztepe Şahkulu Sultan, Bursa Turnalar Semah Ekibi ve Uluğbey Semah ekiplerinin rengarenk, coşkun, saygın ve sevgi dolu, duygu yüklü semahları arasında bir de tiyatro oyunu izledik. Adı: Kerbela. Uluğbey'li gençlerden oluşan bir amatör grubun törenler için hazırladığı oyun. Bu da gelenek olmuş, her yıl bir oyun sahnelenirmiş; tötenlerin konusuna uygun olarak. Kerbela oyununu izleyen kalabalık yediden yetmişe kendilerini o kadar kaptırmış, oyunun coşku, heyecan ve sürükleyiciliği ile o kadar kendilerini aynileşmişler di ki, izlenen gerçek hayat mı, değil mi, yapılan semah mı, ayini-i cem mi, tiyatro mu? Ad vermek olanaksız. Tabii halkın bu duygularıyla, ilgileriyle, bu kadar coşkun izlemelerini görünce milyonlar, hatta milyarlar harcanıp büyük şehirlerde boş kotuklara oynanan tiyatro oynlarını anımsadım. Acaba terslik neredeydi diye... Kerbela oyunu; Hz. Muhammed'in torunu, Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hüseyin ve aile efradının uğradığı haksızlıkları ve insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen Kerbela katliamını anlatıyorlu. Halk adeta ibadet edercesine tiyatro oyununu izliyordu. Oyunun senaryo, yönetmen ve baş oyuncusu Muharreme Tan, oyun bitiminde kitleye şöyle seslendi: "İnsanlık suçu olan Kerbela olayını dün olduğu gibi bugün de kınıyoruz. Sevgili konuklar, bu insanlar Ehlibeyti sevdikleri için, Ali Murteza'yı sevdikleri için, Kitab-ı Kur'an'ı sevdikleri için böyle hunharca Müslümanlık adına katledildiler. ...Canlarım, dostlarım,kardeşlerim, Kaldırın başlarınızı yukarı Öyle yüzünüz yerde,özünüz darda Suçlular gibi durup dururuz El gövdede kaşınan yeri bilir Bize düşen görev gerçekleri tüm toplumumuza anlatmaktır. Sakın bizi hor görmeyin Aleviyiz,Bektaşiyiz,Kerbela-yı Hüseyniyiz biz. Cumhuriyetçiyiz,demokratız,laikiz,Atatürkçüyüz biz..." Veli Baba Sultan Anma Törenlerini , Uluğbey Kasabası Eski Eserleri Koruma Derneği organize ediyor.Derneğin kuruluşu 1952 yılın dayanıyor.Bu törenlerin diğer adı da "VELİ BABA PİLAV GÜNÜ'.törenlerin çağrısı ise şu düşüneye bağlı ; GELİN CANLARIM BİR OLALIM İŞİ KOLAY KILALIM SEVELİM SEVİLELİM DÜNYA KİMSEYE KALMAZ Uluğbey kasabasının tümü Alevi-Bektaşi inançlı isanlardan oluşuyor.Kasabanın bağlı olduğu Senirkent'te Alevilerce kutsal sayılan yatırlar var. Bunlardan biri; Şeyh Ahmet Sultan Türbesi diğeri ise Kutup İbrahim Sultan . Sünnileşen kasaba Geçmişte Senirkent'in de tümü Alevi imiş. Ama bugün çok az sayıda aile var. Yaşlıların anlattıklarına göre 1500 yıllarında Aleviler o zamanda çocukları okusun diye 3-4 kişiyi Konya'ya medrese tahsil etmeye göndermişler. Çocuklar 10-15 yıl okuyup döndükten sonra tamamen ehli-sünnet fikirlerini yani Sünni İslam'ı , Osmanlı sünniliğini savuna gelmişler.Derken süreç içinde Senirkent sünnileşmiş.Üstelik bu olguyu yaşlı sünni Senirkent'liler de biliyor ve anlatıyorlar. Senirkent Alevilikten sünniliğe böyle "terfi" etmiş. Anadolu'daki birçok belde gibi... Törenlere 'PİLAV GÜNÜ' denmesi ise şöyle bir rivayete dayanıyor: Veli Baba Sultan 1600 yıllarında Uluğbey'de yaşayan saygınlığı ile bilinen , tanınan yörenin sevilen postnişin dedelerindenmiş.Uluğbey'in o zamanki adı da 'ULUKÖY' müş. Osmanlı Padişahı 4. Murat, Bağdat Seferine çıkıyormuş.Ordu ilerlemiş AYDIN, ISPARTA-KONYA vs. Isparta-Uluborlu'ya gelmişler. Ordunun başında halkın MURTAZA ZOR PAŞA dediği paşa varmış.Ordu , Uluborlu'da konaklamak istemiş.Beldenin ileri gelenlerini çağırmış, yiyecek, konaklama durumunu sormuşlar. Eşraf orduyu konaklatamayacaklarını , çünkü çok yoksul olduklarını söylemişler.Orduyu Veli Baba'ya göndermişler. Paşa ilgili adamları, Uluğbey'deki Veli Baba'ya göndermiş. Veli Baba'nın köyü çok daha küçük olduğu halde hemen kabul etmiş. "Hay Hay" demiş.Komutanlar anlamamış ve şaşırmışlar. 'Hadi başla bakalım,bu işi nasıl yapacaksın?' demişler.Veli Baba; hemen asker bir güveç pilav, atlar için bir torba saman ve bir tas arpa alıp gelmiş. Komutanlar 'bu adam bizimle galiba alay ediyor' diye fena halde bozulmuş, kızmış hatta öldümeye kalkmışlar.Veli Baba binbir zorlukla alay etmediğine komutanları ikna edip konaklatmış.Asker pilavı yemeye başlamış.Ne pilav bitmiş, ne arpa ne de saman. Murtaza Zor Paşa, bu keramet karşısında şaşırmış kalmış.Veli Baba'nın elini öpmüş, niyaz etmiş, Bağdat Seferi için hayır duası istemiş. 'Dile benden ne dilersen' demiş. Veli Baba da, baba ve dedeleri ile aile efradının mezarlarını göstererek, buraya bir külliye istemiş. Paşa ferman çıkartıp işte bu külliyeyi yaptırmış. Isparta Beyi külliyenin yanında bir de cami yaptırmış. Paşa Bağdat'ta ölünce külliye yarım kalmış sonra tamamlanmış. 'Veli Baba Külliyesi'nin yapılması bu olaya dayanır. İşte PİLAV espirisi buradan geliyor. 1935 yılında devletten tek kuruş almadan yaptırılan Uluğbey İlkokulu yörenin ilim kaynağı durumunda Uluğbey'de sönmeyen bir tutku : Eğitim Gece saat 24.00 oldu. Bir anons: "Pilav dağıtımında görevli canlar lütfen KARA KAZAN' ın yanına gelsinler." Anonstan yaklaşık yarım saat sonra gürültüsüz, patırtısız ve büyük bir sevecenlik ve sıcaklıkla görevliler tabak, çatal ve kaşık, bardak ile etli bulgur pilavını dağıtmaya başladılar bile... Açıkhava tiyatrosu gibi bir tören alanında yaklaşık 8 bin kişiye 'Veli Baba Sultan Pilav'ı dağıtıldı. Pirin lokmasını tüm canlar büyük bir sevgi ,saygı ve iştahla yediler dilek ve dualar ile ... Doğrusu ne çatal sesi duyuldu , ne tabak, ne de küçük bir tartışma; az oldu, çok oldu veya bana az koydunuz gibisinden bir sözcük yok. Hayret edilecek bir saygı , sevgi ve coşku ile pilavlar yendi program devam ederken... Veli Baba Sultan 'ın pilavına bu yıl ilgi oldukça fazla imiş. Alevi pilavını kaşıklayanlar arasında Isparta Valisi Yusuf Ziya Göksu ile Burdur Valisi Memduh Oğuz'un yanısıra onu aşkın yöre belediye başkanları da vardı. Uluğbey'liler de bu ilgiye şaşkın . çünkü bu törenin 1970'lere varan bir mazisi var. 1970'den 1976'ya kadar düzenli kutlanırken 1976'da törenlerde, yörenin savcısı türkü söyleyen ozanlardan Şah Turna'yı tutuklamış. O dönem Milliyetçi Hareket Partisi'nin de (MHP) baskılarına dayanamayan Uluğbeyliler kutlamalara 1986'ya kadar ara vermişler . MHP militanları o yıllarda Senirkent'in sokaklarını şu sloganla doldurmuş: "Senirkent FAŞİZME GÜNEŞ Hoş geldin Alpaslan TÜRKEŞ" Savcılık bunlar hakkında değil , halk türküleri söyleyen ozanlar hakkında dava açıp kelepçe takmış, tutuklamış. On yıldır yapılan kutlamalara bugüne dek protokole hiç gitmeyen ISPARTA VALİLİĞİ, bu kez hem de iki vali ile birlikte katılmıştı. Acaba bunu halk neye borçluydu. Isparta Valisi yaptığı konuşmada ; Veli Baba ile ilgili sevgi ,saygı ,barış ve kardeşlikten sonra Uluğbeyliler'e " Türkiye'nin neresinde olursam olayım ,Veli Baba törenlerine her yıl katılacağıma söz veriyorum" dedi. Bu yıl yapılan Veli Baba törenlerinde valilerimizi diğer devlet erkanı telgrafları da yalnız bırakmadılar. Bunları okunuş sırası ile ; Başbakan Yıldırım Akbulut ,Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) Genel Başkanı Erdal İnönü, Doğru Yol Partisi (DYP) Genel Başkanı Süleyman Demirel, SHP Genel Sekreteri Deniz Baykal, Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek ve TRT Genel Müdürü Kerim Aydın Erdem izledi. Anma törenlerinin şüphesiz en önemli şahsiyeti bence, kasabanın 'Dede Baba'sı' Hakkı Dede idi. Hakkı Dede 90 yaşına rağmen gecenin 02'sinde Kerbela tiyatrosunu canlarla, erenlerle büyük bir huşu içinde izliyordu. Evet Hakkı Dede; 1900 doğumlu, tamı tamına 90 yaşında bir Alevi dedesi, aydın, yaşına rağmen dinç, esprili pırıl pırıl aydınlık düşünceli bilge kişi... Hakkı Dede Baba ile Uluğbey'de dik yüksek merdivenlerle daracık ara sokaklardan çıkarak ulaştığımız evde sedirde oturrken karşılaşınca, kendimi adeta klasik Yunan mitolojisine yolculuk ediyor sandım. Veya karşımda konuşan sanki bir doğulu Budha bilgini, bilmem belki Dalai Lama idi. Ama hayır! Karşımda onca yaşın verdiği mütevazi ve bilge bakışları ile yaşayan, bir Anadolu gerçeğiydi. Adeta evliyalaşmış sevilen sayılan bir Alevi dedesi... Kendisini tanımak istediğimde "Kendim yaşlandım ama kafam genç sayılır" deyip şöyle dedi. BEN BENDEN GELDİM BEN BENDEYİM BEN GENE BANA GİDİYORUM BENİ BENDEN SORMAYIN Arkasından da halkın aydınlanmasında basının, sinemanın, tiyatronun önemi ğzerinde o kadar aydınlık, berrak fikirler ifade ediyordu ki, hayranlığımı gizleyemedim. Hakkı Dede, rüştiye mazunu, eskişehir Seyid-i Battal Gazi Ocağı'na bağlı Veli Baba Türbesi ve müridlerinin mürşidi. Hakkı Dede ile iki saate yakın sohbet ettik. Birçok konuda bilgi edindim. Alevilik ile Bektaşilik arasında temelde fark olmadığını, Hacı Bektaş-ı Vali'nin Alevi olduğunu, Aleviliği Anadolu'da irşad ettiğini ifade etti. Bugünkü Şiiliğin Emevi islam anlayışından özde farkı kalmadığını, Şah İsail'den sonra değiştiğini, bunun sorumlusunun Yavuz Sultan olduğunu, Anadolu'da Aleviliğe en büyük darbenin de o dönemde vurulduğunu ifade etti. Hacı Bektaş-ı Veli'deki "GÜVERCİN'in sıradan bir kuş olmadığını, barışı, dostluğu, kardeşliği temsil ettiğini, yürüyen "DUVAR'ında, mutsuz halkı, haksızlıklara karşı duvar gibi duyarsız olmaktan çıkarıp aydınlatmak, ayaklandırmak olduğunu söyledi. İşte Anadolu Aleviliği, düşünsel yapısındaki olumlulukları bu bilge insanların varlığına borçlu. Her türlü karanlığa karşın... Uluğbey, yörede en çok yüksek tahsil yaptıran köy sayılıyormuş. Köyde kadınlı-erkekli halkın oturduğu kafeteryanın adı "ERENLER GAZİNOSU". Gazinoda kaç-göç yok. Büyük şehirlerde bile bulunan "AİLEYE MAHSUSTUR" diye tabelalar da yok. Kadın-erkek aynı masada oturuyor, yiyeceklerini yiyor, içeceğini içiyor. Hiç rahatsızlık duymadan... Köye ilk ilkokulu halk imece ile devletten bir kuruş para almaksızın 1935 yılında kendisi yapmış. Hem de 30 günde. İlkokulun önünde adeta kutsal bir yermiş gibi, şu iki tabela yer alıyor. Birincisi kitabenin yanında Mustafa Kemal ile İsmet Paşa'nın kabartma fotoğrafları da var. TUT ELİMDEN GERİ KALDIM GÜCÜMLE KABEMİ ALDIM İkinci kitabe daha da anlamlı: SENİ 30 GÜNDE YAPTIK KAÇIYORDUN ALIP KAPTIK BİZİ KURTAR NUR OCAĞI KABEMİZSİN SANA TAPTIK Evet işte Anaolu alevilerinin bilimi, bilgiyi, eğitimi, bilim yuvalarını sevmelerinin, saymalarının en güzel örneği, belgesi. 'Benim kabem insandır' düsturunun yanında bir de okulun kapısına; KABEMİZSİN SANA TAPTIK diyebilmek ne denli aydınlık erdemli bir düşünce. Bu okul hala hizmet veriyor. Geçen yıl yıktırıp yerine yenisini yaptırmak isteyen Milli Eğitim Müdürlüğü'ne karşı, halk ayaklanmış, O okulu biz yaptık. Biz yıktırmayız. Eskimişse restore etmek te bize düşer demişler. Uluğbey halkının bu birlik ve dayanışma geleneği bugün de canlı bir şekilde sürüyor. Köyün, yani yani beldenin ortalama 5000 nüfusu var. Ama bunun yüzde 75'i belde dışında yaşıyor. Çoğunluğu da Avrupa'da işçi. Ama Uluğbeyliler her Ağustos ayının ilk haftası kasabasına geliyor, Veli Baba'nın pilav kazanı kaynıyor. Bu imecenin güzel bir örneği de bu yıl kendi belediyelerine 60 milyon değerinde bir itfaiye aracı alıp bağış yapmaları olmuş. Gelecek yıl da bir ambulans alınıp belediye hizmetine sunulacakmış. Uluğbey'den daha güzel haberler duymak dileğiyle... Veli Baba Sultan Anma Törenleri, aynı zamanda Veli Baba'nın yaş günü olarak kutlanırmış. "İyi doğdun Veli Baba... Çok yaşa Veli Baba" demekten başka ne diyebiliriz ki... Daha nice yıllara... ÇİLEHANE'DEN DEDE'LİĞE VELİ Baba, dedesi Veliyettin Gazi ve babası Hüseyin Veli zamanında miladi 1533 yılının Ağustos ayında Uluğbey köyünde doğdu. Dergahta dervişlerle birlikte büyüdüğü için daha küçük yaşta dervişliğe, veliliğe, dedeliğe merak sardı. Babası ve dedesi ölünce kendisini tamamen dinler tarihi, felsefe ve çeşitli kitaplar okumaya verdi. Çevresinde ve Isparta yöresnde sevilen, sayılan, sözü geçen, karizmatik bir kişilik oluşturmuştur. Gelenek gereği 40 gün çilehane eğitimi yaptı. Nebi kızı Fatma ile evlenen, Veli Baba Sultan'ın Mustafa, Hüseyin Çelebi ve Cafer adlı üç oğlu dünyaya geldi. Cafer ve Mustafa Veli Baba ile birlikte savaşt şehit düştü. Hüseyin Çelebi ise hayatını zor kurtardı. Ölümü ile ilgili değişik rivayetler var. Veli Baba, sağlığında, İstanbul'dan dergahının mallarının beratını, oğlu Hüseyin Çelebi'ye tescil ettirmiştir. Veli Baba Sultan'ın soyunun Hasan Gazi ve Seyit Battal Gazi kanalı ile peygamber soyuna ulaştığına ve seyyid olduğuna inanılır. Veli Baba'nın yaşadığı dönemden günümüze 500 yıl geçtiği halde türbesi etrafından halkın oluşturduğu büyük bir saygı ve sevgi çemberi var.
 
   
NOT: Henüz yapım aşamasındayız elinizde resim fotoğraf yazı ne varsa gönderin yayınlayalım

              Ayrıca tüm ilanlarınız üretsiz yayınlanacaktır....

Yorum Yaz